Suriye’nin başkenti Şam’da, Ulaştırma Bakanlığının himayesinde tarihi Hicaz Garı’nda bir etkinlik gerçekleştirildi. Organizasyonda, Hicaz demir yolu hattının tarih, medeniyet ve kültür mirası bakımından taşıdığı değer ile korunmasının gerekliliği değerlendirildi.
Tarihi Şam Hicaz Garı’ndaki programa Suriye Ulaştırma Bakanı Yarub Bedr, Maliye Bakanı Muhammed Yusr Berniyye, Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz ve çok sayıda ülkenin büyükelçisi iştirak etti.
Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede Hicaz demir yolunun tarihsel misyonu ve bölgesel önemine işaret etti. Yılmaz, projenin yalnızca bir demir yolu olmadığını, kapsamı çok daha geniş bir bölgesel entegrasyon, kalkınma ve güvenlik girişimi niteliği taşıdığını söyledi.
Hicaz demir yolu güzergahının geçmişte Romalılar tarafından ticaret ve askeri hedeflerle kullanıldığını belirten Yılmaz, hattın Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise hem Portekizlilere karşı Hicaz’ın güvenliğini temin etmek hem de 19. yüzyılda artan sömürgeci tehditler karşısında hızlı intikal olanağı sağlamak amacıyla inşa edildiğini kaydetti.
Yılmaz, projenin hayata geçirildiği dönemde Osmanlı’nın ağır bir borç yükü bulunmasına karşın Sultan 2. Abdülhamid’in kişisel servetiyle projeye katkı sunduğunu ifade etti. Endonezya’dan Rusya’ya, Fas’tan Tunus’a ve Amerika’ya kadar dünyanın farklı bölgelerindeki Müslümanların projeye inanarak bağış yaptığını vurguladı.
Suriye’deki devrimin ardından uzun bir sürenin sonrasında bölgede barış ve istikrar umudunun yeniden güçlenmesiyle Hicaz demir yolu beklentisinin de tekrar gündeme geldiğini dile getiren Yılmaz, yaklaşık 25 yıl önce, bölgedeki kısmi istikrar döneminde de konuşulan projenin savaşlar sebebiyle rafa kaldırıldığını hatırlattı.
Hicaz demir yolunun yeniden canlandırılmasının bütün bölgenin geleceği açısından büyük bir umut oluşturacağını belirten Yılmaz, "Bu proje bölgedeki savaşlara son veren ve halkın refahını sağlayan yeni bir umut dalgası yaratabilecek. Hicaz demir yolu sadece bir ulaşım projesi değil, bölgesel entegrasyon ve barış projesidir." ifadelerini kullandı.
"Bu hat, bölge halklarına refah, huzur ve kalkınma sağlayacak"
Ulaştırma Bakanı Yarub Bedr de 1908 yılında zorlu şartlar altında inşa edilen hattın bir mucizeyle başladığını söyledi. Bedr, Suriye Demir yolları Kurumu mühendisleri, teknisyenleri ve makinistlerinin fedakar çalışmaları sayesinde onlarca yılın ardından buharlı lokomotiflerin ve Hicaz demir yolunun sesinin yeniden duyulmaya başladığını belirtti.
Hattın tekrar işler hale getirilmesi amacıyla sürdürülen sembolik hat çalışmalarının büyük bir kararlılığın göstergesi olduğunu ifade eden Bedr, Hicaz demir yolunun geleceğine ilişkin vizyonunu şu sözlerle anlattı: "Türkiye'den Suriye'ye, Ürdün'den Suudi Arabistan'a ve Basra Körfezi'ne uzanan bu hat, bölge halklarına refah, huzur ve kalkınma sağlayacak sosyo-ekonomik gelişimin ana ekseni olacak."
"Bu proje tıpkı bir nükleer santral gibi tükenmez bir enerjiye sahip"
Lübnanlı tarihçi Eddy Choueiry ise "Bu proje tıpkı bir nükleer santral gibi tükenmez bir enerjiye sahip." değerlendirmesinde bulundu.
Choueiry, "Tarihi Hicaz Demir yolu"nun yeniden hayata geçirilmesinin bölgenin jeopolitik güvenliği, ticari bütünleşmesi ve ortak kültürel mirası bakımından kritik bir dönüm noktası olacağını söyledi.
Hicaz demir yolunun işlevinin yalnızca hacıların taşınmasıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Choueiry, hattın Osmanlı İmparatorluğu döneminde büyük bir siyasi ve askeri önem taşıdığını dile getirdi.
Sarkan hatlar ile bölgesel bağlantıların Suriye, Lübnan ve çevre coğrafyalar arasında güçlü bir jeopolitik ağ meydana getirdiğini belirten Choueiry, demir yolunun geçtiği güzergahların bölgenin ekonomik yaşam damarını oluşturduğunu kaydetti.
Choueiry, projenin günümüzdeki güzergah potansiyeline de dikkat çekerek hattın İstanbul’dan başlayıp Halep, Humus, Şam ve Amman üzerinden Suudi Arabistan’a, oradan da Körfez’e uzanan bütünleşik bir yapı oluşturabileceğini ifade etti.
Kentlerin tarih boyunca demir yolu hatlarının çevresinde geliştiğini anımsatan Choueiry, söz konusu altyapının yeniden canlandırılmasının gelecek kuşaklar açısından medeniyet ve kültür mirasının korunması anlamına geleceğini belirtti.


